Kayısı / Kayısının Sorunları


TÜRKİYE'DE KAYISI ÜRETİMİ SIRASINDA KARŞILAŞILAN SORUNLAR
 
Yetiştirme Aşamasında Karşılaşılan Sorunlar
 
* Kayısı yetiştiriciliğinin en önemli problemi ilkbahar geç donlarıdır. Kayısı ağaçları ilkbahar geç donlarından önemli ölçüde zarar görmekte ve çoğu yıl rekolteyi geç donlar tayin etmektedir. Özellikle son yıllarda kuru kayısının ekonomik getirisinin artması ile birlikte Malatya'da kayısı bahçeleri uygun olmayan iklim bölgelerine kaymıştır. Bu alanlarda kurulan bahçeler bazen üst üste, bazen de 2-3 yılda bir meydana gelen ilkbahar geç donlarından zarar görmektedir. ilkbahar geç donlarından korunmanın en etkili yolu, don tehlikesinin bulunduğu rutubetli, taban araziler ve soğuk havanın biriktiği vadi içlerinde kayısı bahçesi tesis edilmemesidir. Fakat her şeye rağmen don riski bulunan bir bölgede kayısı bahçesi tesis edilmişse donlardan korunma yöntemlerinin dikkatlice uygulanması gerekir.
 
* Ülkemizde kaliteli ve ismine doğru olarak üretilmiş yeterli sayıda kayısı fidanı bulmak oldukça zordur. Bazı fidancılar kaynağı belli olmayan aşı kalemleri kullanmakta veya aşısız fidan satışı yapmaktadır. Devlet ve özel fidanlıkların sertifikalı fidan üretimine ağırlık vermesi gerekir.
 
* Kuru kayısı üretiminin yapıldığı Malatya’da meyve hasadı dalların uzun sopalarla çırpılması veya silkelenmesi suretiyle direk toprak yüzeyine yapılmaktadır. Hasat sırasında olgun meyvelerin yanı sıra ham meyveler de dökülmekte, bir sonraki yılda meyve verecek gözler zarar görmekte, yaralanan dallar hastalıkların girişi için uygun ortam hazırlanmaktadır. Ayrıca yere düşen meyveler parçalanmakta, içerisine taş ve toprak parçacıkları girmektedir. Bu şekilde hasat edilmiş kayısıların kalitesi düşmekte, işleme ve ihracat sırasında problemlere neden olmaktadır. Bu yüzden en ideal hasat el ile yapılan hasattır. Fakat büyük kayısı bahçelerinde el ile hasadın pahalı ve hasat döneminin kısa olması nedeniyle el ile yapılan hasat her zaman mümkün olmadığından makineli hasat imkanlarının araştırılması gerekir. Diğer taraftan mevcut hasat yöntemi ise ağaçların altına süngerli bez serilmesi gibi basit uygulamalar ile iyileştirilebilir.
 
* Kayısının doğal sarı renginin korunması ve depoda fumigant özelliği göstererek fermantasyon ve böcek zararının önlenmesi için yaş kayısılar kurutulmadan önce kükürtlenmektedir. Kuru kayısı ithal eden ülkelerin ithalatına izin verdikleri kükürt miktarı Almanya ve İngiltere'de 2000 ppm, Fransa ve Danimarka'da 1000 ppm, İtalya'da 600 ppm, Avusturya'da 300 ppm'dir. ABD, Kanada, Yeni Zelanda ve Avustralya kesin bir limit uygulamamakla birlikte 3000 ppm’e kadar kükürt içeren kuru kayısıların ithalatına izin vermektedir. Öte yandan 1.8.1993 tarihinden itibaren ihracatta uygulaması zorunlu hale getirilen TS 485 kuru kayısı standardında müsaade edilen kükürt miktarı 2500 ppm olarak belirlenmiş, daha sonra kuru kayısı standardında yapılan bir değişiklik ile kükürt standardı “Alıcı isteğinin belgelenmesi durumunda kuru kayısılardaki kükürt miktarı serbest bırakılmıştır ” şeklinde değiştirilmiştir. Fakat 16.11.1997 tarihinde Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren Türk Gıda Kodeksine göre kuru kayısıda maksimum kükürt miktarı 2000 ppm olarak belirlenmiştir.
 
Kuru kayısıdaki kükürt miktarı son yıllarda en çok tartışılan konular arasında yer almaktadır. Rengin muhafaza edilmesi ve çeşitli mikroorganizma zararının önlenmesinde kuru kayısı için vazgeçilmez katkı maddesi olan kükürdün belirli miktarda alınması halinde insan vücudunda tehlike oluşturduğu konusunda herhangi bir kanıt bulunmamaktadır. 60 Kg ağırlığında ergin bir insanın günlük 42 mg kükürt alması halinde sağlık açısından herhangi bir sorunun ortaya çıkmadığı araştırmalar sonucu ortaya konmuştur. Bu kükürt miktarı 2000 ppm kükürt içeriğine sahip 3-5 kayısı tarafından doldurulmaktadır. Ayrıca meyvede bulunan toplam 2000 ppm kükürdün önemli bölümü bağlı durumda ve sülfata dönüştüğü düşünülecek olursa 42 mg kükürdü karşılayacak kayısı sayısının en az 6-8 adet olduğu açıkça görülür.
 
İnsan vücudu için müsaade edilen sınırın üzerinde kükürt alınması durumunda boğaz ve mide yanması, baş ağrısı ve hatta kusma gibi yan etkiler görülmektedir. Kükürtten en fazla astım hastaları etkilenir. Yapılan araştırmalarda astım hastalarının % 8'nin sülfide hassas olduğu saptanmıştır. Ancak kuru kayısıdaki toplam kükürdün çok küçük kısmının serbest formda olması, astım hastaları için de tehlike riskini azaltmaktadır.
 
Kuru kayısı üreticilerinin kayısı meyvesine fazla kükürt uygulamasının iki temel nedeni bulunmaktadır. Bunlardan birincisi kuru kayısı rekoltesinin yüksek olduğu yıllarda üretici ürününü istediği fiyattan satamama konusunda endişe duymaktadır. Bu yüzden üretici satamadığı kuru kayısının depoda bozulmasını önlemek amacıyla aşırı kükürt kullanmaktadır. Yapılan araştırmalar adi depolarda altı ay bekletilen kuru kayısılardaki kükürt miktarının % 30-50 oranında azaldığını ortaya koymuştur. Kuru kayısıdaki kükürt miktarı 1500 ppm’in altına düştüğünde kayısının altın sarısı rengi esmerleşmekte ve ürün depo zararlılarının hücumuna uğramaktadır. İkincisi ise üretici kısa sürede daha fazla kayısı kükürtlemek için kükürtleme işlemini kerevetler yerine kasalarda yapmaktadır. Yakılan ilk ocakta kasaların ortasında bulunan meyveler yeterince kükürt almadığından ikinci bir kükürtleme daha yapılmaktadır. Böylece kasanın alt ve üst kısımlarında bulunan kayısılar aşırı miktarda kükürt absorbe etmektedir. Kükürt probleminin çözüm olarak; çiftçinin kısa sürede pazarlayacağı kayısıya 2.000 ppm, depoda uzun süre bekleteceği kayısıya 3.000-3.500 ppm kükürt uygulaması ve kükürtlemenin mutlaka kerevetlerde yapılması önerilebilir.
 
Son yıllarda sodyum meta bi sülfite bandırarak kükürtleme yöntemi kükürtleme süresinin kısaltılması bakımından avantajlı görünmekle birlikte bu şekilde kükürtlenmiş kayısılar yeterli miktarda kükürt absorbe edemedikleri için kısa bir süre sonra sarı rengini kaybederek esmerleşmektedir. Sodyum meta bi sülfide bandırma usulü kükürtleme ile ilgili ayrıntılı çalışmalara ihtiyaç vardır.
 
Pazarlama Aşamasında Karşılaşılan Sorunlar
 
* Kuru kayısının yurt içi ve yurtdışında yüksek fiyattan alıcı bulması ve yeni pazarların geliştirilmesi için kayısının beslenme ve insan sağlığı açısından önemi geniş kitlelere doğru bir şekilde tanıtılması gerekir. Nitekim ülkemizde üretilen kuru kayısının yaklaşık % 80-85’lik kısmı ihraç edilmesine karşılık sadece % 10-15’lik gibi çok az bölümü yurt içinde tüketilmektedir.
 
Bilindiği gibi meyve seçimi ve tüketimi ile ilgili davranışlar öğrenilmiş davranışlar olup, bu davranışların değiştirilmesi güç ve yavaş işleyen bir süreçtir. Bu bakımdan bireylerde kayısı tüketim alışkanlığının kazandırılması için beslenme eğitim programları düzenlenmeli, televizyon, radyo gazete ve internet gibi çeşitli iletişim araçlarında kayısının faydalarını anlatan reklam çalışmalarına ağırlık verilmelidir.
 
* Kuru kayısı başta ABD, Almanya, İngiltere, Fransa, Hollanda olmak üzere yaklaşık 70 ülkeye ihraç edilmektedir. Özellikle İspanya ve Portekiz’in Avrupa Topluluğuna katılması ile birlikte Avrupa Birliği ülkelerinin kuru kayısı ithalatlarını bu iki ülkeden yapma eğilimi ağırlık kazanmaktadır. Önümüzdeki yıllarda Avrupa Birliği ülkeleri ile ABD’ye yapılan kuru kayısı ihracatının sınırlı artış göstereceği düşünülerek yeni pazarların aranmasına ağırlık verilmelidir. Yeni pazarlar olarak özellikle Uzakdoğu ülkeleri gelecek vaat etmektedir. Bu amaçla yurtdışında yapılan gıda fuarlarına katılarak hem tanıtım hem de promosyon çalışmalarına ağırlık verilmelidir.
 
* Kuru kayısı ihracatçılarını bir çatı altında toplayarak ihraç fiyatının belirlenmesinde rekabet yerine ortak bir tavır alınmasını sağlayacak, dış pazardaki gelişmeleri düzenli olarak takip edecek, reklam ve tanıtım faaliyetlerini etkin şekilde yürütecek “Kuru Kayısı İhracatçılar Birliği”nin kurulması gerekmektedir. Ayrıca son yıllarda gündemde olan kayısının hasattan önce satılması (alivre satış) işleminden vazgeçilmelidir.
 
* Hollanda, İspanya, Fransa ve İsrail gibi ülkeler Türkiye'den 12.5 kg.lık paketler halinde ithal ettikleri kuru kayısı 100, 250, 500 ve 1000 g gibi daha küçük paketler halinde ambalajlayıp başka ülkelere ihraç etmektedirler. Dökme tabir edilen 10-12.5 kg.lık paketler yerine, kuru kayısının daha küçük ambalajlarda direkt tüketiciye ulaştırılması için güçlü bir organizasyona ihtiyaç vardır. Kuru kayısının küçük ambalajlarda ihraç edilmesi durumunda hem kayısı daha yüksek fiyattan pazarlanmış olacak hem de kayısının paketlenmesi sırasında işgücü istihdamı sağlanacaktır.
 
* Kuru kayısı üretimi ve ihracatında tekel olmamıza rağmen 1 kg kuru kayısının ihracat fiyatı olan 1.8-3.3 $’ın üzerinden fiyat bulması çok zordur. Bu bakımdan fiyat artışından ziyade çalışmaların birim alandan kayısı verim ve kalitenin yükseltilmesi yoğunlaştırılması gerekir.
 
* Kuru kayısının hammadde şeklinde satışı yerine kayısıdan yeni ihraç ürünleri geliştirilmesi (konserve, pulp ve dondurulmuş kayısı) ve ürün çeşitlendirilmesine ağırlık verilmelidir.
 
* Kayısının insan sağlığı açısından faydalarını ortaya koyan ayrıntılı araştırmaların yapıldığını söylemek pek mümkün değildir. Kayısının insan sağlığına etkileri konusunda yapılacak çalışmaların iletişim araçları vasıtasıyla insanlara duyurulması kayısının tanıtımına önemli katkılar sağlayacaktır.
 
* 1992 Yılında kurulan Kayısı Tarım Satış Kooperatifleri Birliği’nin (Kayısı Birlik) kuru kayısı pazarında etkin hale gelebilmesi için üreticiden aldığı kuru kayısıyı küçük paketler halinde yurtiçi ve yurtdışına pazarlayacak temsilci veya bayilik ağılarını vakit geçirmeden güçlü bir şekilde kurması gerekir.
 
* Ülkemizin yaş kayısı ihracatı 1.000 ton gibi çok düşük düzeydedir. Akdeniz ve Ege bölgesi erkenci kayısı yetiştiriciliği için son derece uygun ekolojiye sahiptir. İspanya, İtalya, Fransa ve Yunanistan yaş kayısı ihracatından önemli miktarda gelir elde etmektedir. Ülkemiz sahip olduğu ekolojik potansiyel nedeniyle yukarıda bahsedilen ülkelere göre daha fazla avantaja sahiptir. Ülkemizin kuru kayısı ticaretinde olduğu gibi yaş kayısı ticaretinde de lider ülke olma şansının iyi değerlendirilmesi gerekir.